İnsan Ve Tevhid

M.Furkan Sağdıç

M.Furkan Sağdıç

100 görüntülenme
İnsan Ve Tevhid

İnsan ve Tevhid

Tevhid ve vahdet sırrının birincisi Allah'a, ikincisi kainata, üçüncüsü insana bakıyor.

Bir heykeltıraş, nasıl şekilsiz bir çamuru değerlendirip, ölçüp biçip, ortaya bir insan heykeli çıkarıyor.

Onun içinde şekilsiz çamuru bir sanat eserine dönüştüren bir tevhid sırrı birleştirme, farklı şeyleri anlamlı bir bütün haline getirme istidadı tevhide yani onu yaratanın kainattaki farklı sonsuz nesneleri manalı bir bütün, alem haline dönüştürmesi gibi insan da kendisine verilen bu birlik ve birleştirme istidadı ile farklı şeyleri bir sanat metnine birlik içinde bir varlığa dönüştürme özelliği vardır.

Bediüzzaman, Üçüncü Meyve'de insana yansıyan insandaki tevhid sırrı üzerinde durur.

Eğer insan kendini oluşturan maddi, manevi kabiliyetleri Allah'dan almış olduğu ve kendinde mevcut olan kendini organize etme bütünlüğe kavuşturma mantığı ve organizasyonu içinde hareket etse, canlılar içinde büyük bir kemal sahibi olabilir.

Bu kemal, maddi de olabilir manevi de.

Bir sanatçı kendini organize ederse, bir maksat etrafında kendini yoğunlaştırırsa başarılı olur, büyük bir yetkinliğe ve olgunluğa ve başarıya kavuşabilir.

Aynı şekilde kendini manada yoğunlaştırır, bir maksad etrafında kendini denetlerse o zaman da manada büyük bir insan olur.

Böyle bir insan, kendisine kainatın meyvesi olarak edilen itibarı haketmiş gerçekten varlığın içinde en önemli canlı olduğunu ortaya koymuş olur.

İçindeki kendini bir maksad etrafında birleştirme meylini iyi kullanırsa, mahlukatın en nazenini ve en mükemmeli ve canlıların en bahtiyarı ve en mesudu ve Allah'ın muhatabı ve dostu olabilir.

Kendisini, Allah'ın gösterdiği maksadlar etrafında, o maksatlarda yoğunlaştıran nice insanlar, veliler, ilim adamları, peygamberler bu kendini derleme, toparlama, tevhid etme meylini iyi kullanarak büyük insan olurlar.

Ama kendini dağıtır, kabiliyetlerini bir araya getiremez, boş şeylere kendini verirse o zaman da bunlar tam tersi olur.

Kendilerini tevhid edemeyen, iradi bütünlük kazanamayan insanlar, insanlığa büyük felaketler yaşatmıştır.

Stalin, bir gecede yüz bin kişi öldürtmüş, acaba insanlığın en bedbahtı değil mi?

Enver Paşa, kış öncesi yüz bin kişiyi Allahuekber dağına sürmüş onlar soğuktan ölmüşler, yapılan ihtarları dinlememiş, kumandanların itirazını onların rütbelerini sökerek önlemiş, şimdi en hüzünlü değil mi?

Bediüzzaman, insanlık tarihini evet, insanlık tarihini bir cümlede özetlemiş.

Bediüzzaman; sabahlara kadar okuma, gün boyu dağlarda tabiat kitabını okuma, sabahlara kadar dua, günahlardan, dünyeviliklerden yılandan kaçar gibi kaçma, evden barktan, çocuktan, kaçma. Uykudan kaçma, yemekten içmekten, evlenmekten kaçma.

Bediüzzaman, bir kelime ile kaçmadır.

Kaçarak tevhid sırrını yüreğinde toplamış, kendini tevhid ettiği gibi dünyayı da tevhid etmiş.

Ne azametli insan değil mi.

Çok mütenevvi alat ve hissiyat ile dolu olan insan, onları bir merkez ve gaye etrafında birleştirir o zaman mutlu, yoksa onları dizginleyemezse mutsuz ve perişan.

İşte estetik bu, boya, bez, fırça, zeka ortaya bir resim ... Picasso. Onlarca enstrüman, ortaya bir büyük konçerto ... Çaykovski. Kelime, kağıt, mana, kalem işte Risale-i Nur!

Farklı unsurları anlamlı birleştirme, en büyük estetik insanın kendindeki farklı unsurları birleştirmesi.

İşte estetik, en büyük estetik insanın kendini toparlayıp tevhid etmesi.

Güzel konusunda çok şeyler söyleyen Bediüzzaman, bu sefer tevhid kelimesinin alemde, Allah'da, insanda olan yansımalarını anlatmış.

Tevhid konusu, eserlerde farklı şekillerde izah edilmiştir.

Görebildiğim kadarıyla dört hakim bahiste, dört değişik izahı yapılmıştır.

Peygamberimiz, Lailaheillalah kelimesinin kendisine gelinceye, kendisi de dahil kadarki peygamberlerin en önemli sözü olduğunu söylüyor.

Bu kadar asırlarca dinin temeli olan bir kelimenin izahı, elbette farklı perspektiflerden olacaktır.

Tevhid dışında sofiyyunun zikrine hakim bir kelime yoktur.

Sofu kalbe bakan tevhid tarafını görmüş, Bediüzzaman ise akla bakan yönünü görmüş ama hakim akıl olmuş, kalb de bu yorumun arkasından mananın derinliğini fark etmiş.

Bu kelime, sadece tekrar edilmesiyle önemsenmiştir.

Ama Bediüzzaman, bu kelimenin farklı anlamlarını ortaya koymuştur.

Özellikle İkinci Şua' da mananın anlaşılmasına teşvik etmiş ve kelimenin estetik, armonik, bütünleştirici, hayata, kainata, insana hakim durumunu anlatmıştır.

İkinci Şua, bir tevhid felsefesidir ve benzeri bir eser yoktur veya olduğunu sanmıyorum.

Bu Şua'nın, Üçüncü Meyve 'si,

"Zişuura, şuur sahiplerine ve bilhassa insana bakar. Evet sırr-ı vahdet, vahdet sırrı ile insan bütün mahlukat içinde büyük bir kemal sahibi ve kainatın en kıymettar meyvesi ve mahlukatın en nazenini ve en mükemmeli ve zihayatın en bahtiyarı ve en mesudu ve Halık-ı Alemin, alemi yaratanın muhatabı ve dostu olabilir."

Cümlenin her parçası, onlarca şahsı gösterir.

Fatih, kendini İstanbul'un fethine verdiği için bütün sıradan maksatlardan kaçtığı için fatih olmuştur.

Newton, kendini fiziğe verdiği için başarılı olmuştur.

Sinan, taşlardan başka şeylere ilgi duymamıştır, gittiği her yerde taşlardan yapılan binalara köprülere, camilere dikkat etmiştir.

Hatta, bütün insanın kemalatı ve beşerin bütün ulvi maksatları tevhid ile bağlıdır.

Ve vahdet sırrı ile vücut bulur.

Yoksa eğer, vahdet olmazsa insan mahlukatın en bedbahtı ve mevcudatın en süflisi ve hayvanatın en biçaresi ve zişuurun en hüzünlüsü ve azaplısı ve gamlısı olur.

Bir şey, bir maksad etrafinda bütünleşemeyen insanlar dünyada sefil olur, aşağılanır en azından hayatın kenarında köşesinde yaşar.

"Çünkü insan nihayetsiz bir aczi ve nihayetsiz düşmanları ve hadsiz bir fakrı ve hadsiz ihtiyaçları bulunmakla beraber, mahiyeti öyle çok ve mütenevvi alatla ve hissiyatla techiz edilmiş ki yüz bin çeşit elemleri hisseder ve yüzbinler tarzlarda lezzetleri zevkederken ister. Ve öyle maksatları ve arzuları var ki bütün kainata birden hükmü geçmiyen bir zat o arzuları yerine getiremez." (Şualar s 15)

Tevhid etme sırrını en iyi kavrayan insanlar, büyük sanatçılardır.

Michaelangelo, Sinan, Beethoven, Picasso vesaire.

Bediüzzaman Üçüncü Meyve ' de, insana yansıyan insandaki tevhid sırrı üzerinde durur.

Eğer insan kendini oluşturan maddi manevi kabiliyetleri Allah'dan almış olduğu ve kendinde mevcut olan kendini organize etme bütünlüğe kavuşturma mantığı ve organizasyonu içinde hareket etse canlılar içinde büyük bir kemal sahibi olabilir.

Bu kemal maddi de olabilir manevi de, bir sanatcı kendini organize ederse, bir maksat etrafında kendini yoğunlaştırırsa başarılı olur, büyük bir yetkinliğe ve olgunluğa ve başarıya kavuşabilir.

Aynı şekilde kendini manada yoğunlaştırır, bir maksad etrafında kendini denetlerse o zaman da manada büyük bir insan olur.

Böyle bir insan kendisine kainatın meyvesi olarak edilen itibarı haketmiş gerçekten varlığın içinde en önemli canlı olduğunu ortaya koymuş olur.

İçindeki kendini bir maksad etrafında birleştirme meylini iyi kullanırsa mahlukatın en nazenini ve en mükemmeli ve canlıların en bahtiyarı ve en mesudu ve Allah'ın muhatabı ve dostu olabilir.

Kendisini Allah'ın gösterdiği maksadlar etrafında o maksatlarda yoğunlaştıran nice insanlar veliler, ilim adamları, peygamberler bu kendini derleme, toparlama, tevhid etme meylini iyi kullanarak büyük insan olurlar.

Bütün ashabül meymene ve sabikun bunlardır işte.

Ama kendini dağıtır, kabiliyetlerini bir araya getiremez, boş şeylere kendini verirse o zaman da bunlar tam tersi olur.

Bediüzzaman bu bahiste insanın kendini tevhid sırrı ile toparlamasını anlatır.

Bütün sanat, fikir, düşünce tarihinin içinden çıkamadığı meseleler ve tarihi olaylar bu bölüm arkasında gizlidir.

Bediüzzaman burada çok ünlü bir cümle kullanır.

"Hatta bütün kemalat-ı insaniye -insanın başardığı bütün maksatlar, olgunluklar- ve beserin bütün ulvi maksatları tevhid ile bağlıdır." (Şualar s 15)

Tevhid sadece Allah'ın kainattaki farklı varlıkları bir gaye ve hikmet etrafında birleştirmesi değil, aynı zamanda insanın bu birleştirme fiilinden ders alarak kendini tevhid etmesi, bir gaye etrafında bütünleşmesi, kendi armonisini sağlamasıdır.

Konsantırasyon aslında armoni ve tevhid demektir.

Veya sofi diliyle fenafilmaksad.

Tevhid uğruna mücadele edenler kendilerininin, kabiliyetlerininin de birliğini sağlamalı, bir ideale bir maksada yönelmelidirler.

Bu şekilde insanların bütün elde ettikleri başarılar sağlanır, insanların başarıları da tevhid edici gücün onlara vermiş olduğu kendini dağıtmadan bir gaye etrafinda birleştirmesi ile gerçekleşir.

Bu şekilde tevhidin üç meyvesi İlahi armoni, arzi armoni ve beşeri armoni olarak yorumlanabilir.

tevhidin üç meyvesi ;

1- İlahi armoni

2- arzi armoni

3-beşeri armoni

Bu yorum Bediüzzaman'ın tevhid yorumunu sadece tek anlam etrafında değil, çoğul anlamlı bir yapıya kavuşturur.

Büyük tarihi liderler, bilim önderleri, mucitler, abitler, hatta peygamberler tevhidi varlığın, ilahının yorumunda yaptıkları gibi, kendileri de ondan ders alarak uzviyat ve ruhiyatlarını birleştirmek suretiyle kendilerini armonize yani tevhid etmek sayesinde kemalatın zirvesine, başarının tepesine tırmanmışlardır.

Bütün insani kemalatlar, bütün her şey, bu cümlenin içine girer, bütün sanatlar, dini, dünyevi başarılar tevhid ile bağlıdır.

Kişi, kendini, kendine verilen birleştirme ve yoğunlaşma özelliğini iyi kullanırsa büyük kemalatlar başarılar elde edebilir.

Bediüzzaman kayıt koymamış, şu şey, bu şey dememiş, konuyu muğlak bırakmış.

Bütün kemalat-ı insaniye demiş.

Beşerin bütün ulvi maksatları, bu cümlede mutlak, şu maksat bu maksat dememiş bütün ulvi maksatlar, bunlar her şey olabilir, demiş.

Tarihte ne kadar büyük insan varsa, hangi sahada olursa olsun büyük kemalat kazanmış insanlar varsa, kendilerini, kendilerine verilen kendini tevhid etme, birleştirme, organize etme, kendini dağıtmadan bir maksat etrafında yoğunlaştırma ile başarılı olmuş.

Bütün kemalatı insaniye, beşerin bütün ulvi maksatları tevhid ile bağlıdır.

Tevhid kelimesinin manası sınırlı kalmış, Bediüzzaman bütün başarıları o kelimenin, o mananın insana yansıması ve onu derleyip toplaması ile izah etmiş.

Bu Tevhid kelimesinin kendinde olan ama manası unutulmuş, yeniden kendine kazandırılmış manasıdır.

Bu kelimede şu din, bu din dememiş bütün kemalatı insaniye demiş, yani ne din sınırlaması, ne iş sınırlaması, ne zaman, mekan sınırlaması, ne maksat sınırlaması yapmamıştır.

Çünkü bu kelime dinin en önemli kelimesi, Allah'ın en önemli fiilidir.

Bu kelimeye kısır bir mana vermiş, o halde bırakmış geleneksel düşünce. Bütün Risale-i Nur'un önemli bahisleri bu kelime etrafında döner durur, ama buradaki anlam da diğer eserlerdeki anlam da bağımsızdır ama kelimenin azametinin yorumlara yansımasıdır.

Koca Ayet'ül Kübra, bu kelimenin izahıdır,

Elhüccet'üz Zehra, bu kelimenin izahıdır. 2

  1. Söz, bu kelimenin izahıdır. Her sözü, bu kelimeye dolaylı ve direk bağlayabiliriz.

Yirminci Mektup bu kelimenin izahıdır.

  1. Söz'ün, birinci mevkıfı bu sözün izahıdır.

Tabiat Risalesi, bu sözün izahıdır.

Ene ve Zerre bu sözün izahıdır.

Bediüzzaman'ın etrafında kıyamet koparan insanlar, onun kopardığı kıyametlerden habersizdir, bu kelimeye getirilen tarihi genişlik, muhteva genişliği başlı başına birkaç eser büyüklüğündedir.

"Vahdet olmazsa mahlukatın en bedbahtı insan olur" diyor, Bediüzzaman.

Yani kişi kendini tevhid edemez, bir maksada veremez, kendini tevhid edip, binlerce varlığı elementi onun vücudunda tevhid edip birleştirip ortaya kainatın en harika canlısı yapan Rabbinin kendini birleştirdiği mantığa boyun eğip, kendini tevhid ederse o zaman büyük, yapmazsa küçük olur.

Beni farklı unsurlardan oluşturan ve insan gibi bir varlık meydana getiren, bana da; ben böyle seni farklı unsunları bir araya nasıl getirip yaptıysam sen de kendini böyle bir maksad etrafında düzenle, sen, sana en iyi başarı dersisin demek istemiyor mu?

Nasıl diyor Bediüzzaman; en bedbaht, en süfli, en biçare, en hüzünlü, en azablı, gamlı olur insan.

Bütün insanlık tarihinin kötü insanları bunların içinde değil mi?

Kendini derlemeyen ne der kendine acaba?

Bütün kaybedenler, kendilerindeki kabiliyetleri birleştiremeyen, tevhid edemeyen, onlara vahdet kazandıramayan, bütünlük kazandıramayan insanlardır.

Nice insan, rahatın çorak vadisinde ömrünü heba etmiş, küçük yaşamış, küçük düşünmüştür. Yani kainatın bu hazır şekli insana, bak bizi bir mantık, külli akıl birleştirip tevhid etti, bütünleştirdi, bize bütünlük kazandırdı. Sen de aynı şekilde kabiliyetlerini birleştirip bütünlük kazanabilirsin demektedir.

Mehmet Akif:

Ne bana yaradı cismim, ne yara yar oldu

İlahi şu bir avuç türabı neyleyeyim

Necip Fazıl:

Tam otuz yıl saatim çalışmış ben durmuşum

Gökyüzünden habersiz uçurtma uçurmuşum.

Reşit Paşa Tanzimat'ı ilana giderken bazı çevrelerden korkar, kahyanın evin ihtiyaçlarını hatırlatmasına ;"Kahya eve sağ dönersem, o zaman konuşuruz" der. Hem korku, hem kendini tevhid etme. Çok mütenevvi alat ve hissiyat ile dolu olan insan, onları nasıl bir merkez ve gaye etrafında birleştirir, o zaman mutlu yoksa onları dizginleyemezse mutsuz ve perişandır.

Güzel konusunda çok şeyler söyleyen Bediüzzaman, bu sefer tevhid kelimesinin alemde, Allah'da, insanda olan yansımalarını anlatmış.

"Dünyada bir hanem yok ki nerede tekkem olacak" diyen adam, "çoluk, çocuk mal gibi beni dünya ile bağlayan alakalarım da yoktu" diyen şahıs, onların kendi ruhsal birlikteliğini vahdetini bozacağını düşünmüş.

Bir tavuğa, bir kümes isteyen öğrencisine: "bir de horoz gerekir, bir de onlarla ilgilenen, ben dünyadan kaçıyorum, sen beni dünyaya çağırıyorsun" diyor.

Şimdi burada asıl hedefi küçülten şeylerden kaçmak var.

Hafız Ali, Tahir Abi' ye; "iki ayakla bir yolda yürünür" derken tevhid sırrını ifade eder.

Yorumlar yükleniyor...